 |
 |
|
|
|
Bir hastalık, o hastalığın tanısı ve tedavi süreci, doğum ve hamilelik dönemi gibi
konular hakkında bilgi edinmek istediğinizde VKV Amerikan Hastanesi Online Sağlık
Kütüphanesi’nin anlaşılması kolay ve geniş kapsamlı sağlık metinlerinden faydalanabilirsiniz.
Ancak bu kaynağı sadece sorularınızla ilgili genel bilgi edinmek için kullanmanız
gerektiğini, sonuçta mutlaka doktorunuza danışmanızın sağlığınız açısından önemli
olduğunu unutmayınız.
|
|
|
|
|
 |
 |
|
A - Ç |
 |
 |
|
D - G |
 |
 |
|
H - J |
 |
 |
|
K - N |
 |
 |
|
O - P |
 |
 |
|
R - T |
 |
 |
|
U - Z |
 |
 |
|
Ağrı
|
 |
|
 |
|
Ağrı, vücudu tehdit eden fizyolojik ve olası tehlikelere neden olan, organizmayı çoğunlukla korumaya yönelik, kitlesel deneyimlerden etkilenen, nahoş bir duygu ve çok boyutlu karmaşık bir fenomendir.
Ağrının iletimi:
Ağrı duyusu organizmanın çeşitli dokularında yerleşmiş ve masiseptör olarak tanımlanan sinir lifleri ve sonlanmalarının uyarılmasıyla başlar. Bu uyaranlar termal, kimyasal veya mekanik olabilir. Bu algılama bir ileti halinde omuriliğe, beyin sapına ve beynin duyusal alanlarına varır. Buna karşın ağrının algılanması bu kadar basit değildir. Bu uyarım omurilik arka boynuzunda ve bu yolun çeşitli bölgelerinde (beyin sapında) modüle edilir. Ağrılı uyarıların devam etmesiyle hem uyarının başladığı dokularda hem omurilikte (sensitizasyon) tanımlanan çeşitli değişiklikler oluşur ve uyaranın aynı şiddette devamı veya kesilmesiyle omurilikte sensitazyon devam ederek uyaranın beyin duysal bölgelerine akması sürebilir. Bu duruma "ağrının hafızası" adı da verilebilir.
Ağrı tipleri :
Ağrının genel olarak 3 ayrı tipi tanımlanmaktadır.
- Geçici ağrı,
- Akut ağrı,
- Kronik ağrı.
- Kronik ağrı:
Kronik ağrı belirli bir fonksiyona hizmet etmeyen doku iyileşmesi döneminden daha uzun süren, kişinin ızdırap çekmesi rahatsızlığına yol açan, genellikle medikal tedaviye cevap vermeyen, altta yatan patolojinin çoğu zaman tespit edilemediği ağrı türüdür ve üç ayı geçen bir süresi vardır. Ağrının diğer bir sınıflaması nosiseptif, nöropatik ve odiyopatik olarak ayrılmasıdır ve nöropatik ağrı burada kronik ağrı ile eş anlamlıdır. Ağrı akut ağrı veya nosiseptif ağrı olarak başlayıp bazı kişilerde kronikleşebilir. Bu yönü ile ağrı algılamaları kişiseldir ve ağrının süresi etkisi kişisel anlamı herkes için farklıdır.
Kronik ağrının özellikleri:
Patolojinin iyileşmesi için gereken dönemden daha uzun süren ağrı, hastalarda fiziksel stimülüs oranlı olamayan ağrı şikayeti anksiyete, depresyon, insomni, bilişsel ve fiziksel disfonksiyon, hastanın aile ve topluma sosyo-ekonomik yönden yüklenmesi ve yaşam kalitesinin bozulması bu tür ağrının özelliklerindendir.
Kronik ağrılı hastalıklarda özellikler:
Hastalıklarda inaktivite, fiziksel fonksiyonlar ve günlük yaşam aktivitelerinde azalma, uyku bozukluğu, aşırı yorgunluk ve aile ortamında üzerine düşeni başaramama durumu vardır. Bu hastalarda ağrıya bağlı ölüm ve sakatlık ile ağrının artacağı korkusu vardır. Bu hastalarda anksiyete mevcuttur. Sosyal topluluklara karışamama, kendini emniyette hissetmeme gibi duygular yanında kızgınlık, çabuk sinirlenme, alınganlık, bıkkınlık ve depresyon görülür. Bütün bunlar sonucu dikkati toplama ve odaklama süreci bozulur, hafıza performansı azalır ve hasta yalnız kendisine gövdesine ve ağrıya odaklanır. Bu hastaların %80'li depresyon mevcuttur ve etkisiz ağrı kontrolü sonucu depresyon gelişebileceği gibi, depresyonla gelişen fiziksel sosyal mesleki disfonksiyon hem kronik ağrının hem depresyonun etkisini arttırır. Yaşlılarda kronik ağrı daha sıktır ve daha kısa sürede mental, fiziksel sosyal bulgulara yol açar; depresyon uykusuzluk ve izolasyon daha sık ve erkendir.
Kronik ağrıda hasta-hekim ilişkileri:
Bu hastalar genellikle tatmin olmazlar, devamlı isteklerde bulunurlar, zorlayıcıdırlar, devamlı olarak ağrıları anlatırlar. İlaç ve hekim değiştirirler. Hekimler için problem hastalıklar ve hekimin birinci görevi iyi bir dinleyici olmak ve hastanın güvenini kazanmaktır.
Hekimlerin görevleri:
Önce çok iyi bir değerlendirme, fiziksel muayene ile altta yatan patolojinin olup olmadığının tespiti yapılmalı ve hastanın güveni kazanılmalıdır. Hekim psikiyatriden anlamalı ve hastanın geçmişini önceden geçirdiği fiziksel ve psikolojik travmaları ve güncel ağrının özelliklerini iyice araştırmalıdır.
Kronik ağrı tedavisinde amaçlar:
Ağrıdan doğan huzursuzluk ve inaktivite durumunun azaltılması, psikolojik durumun düzeltilmesi ve sosyo-ekonomik yükün azaltılması ana amaçlardır.
Kronik ağrıda tedavi:Tedavi medikal ve non-medikal olarak iki ana başlığa ayrılabilir. Non-medikal tedavi egzersizler, eğitim, detoksifikasyon, aile danışmanlığı ve bilimsel-davranışsal tedavi yöntemlerini kapsar. Medikal tedavi ise non-opioid analjeziklerden opioid analjeziklere kadar geniş bir alanı kapsar. Buna karşın günümüzde kronik ağrının tedavisinde çok yönlü ve kronik ağrıya katkıda bulunan tüm komponentleri içine alan multidisipliner ağrı programları önerilmektedir.
Son Güncelleme Tarihi:
14.09.2008 14:46:00
|
|
|
Akut Bronşit
|
 |
|
 |
|
Akut Bronşit Nedir?
Bronşit, bronş adı verilen havayollarında salgı artması ve diğer değişiklikler ile ortaya çıkan enflamasyondur. En sık rastlanan tipleri akut ve kroniktir. Akut bronşit havayollarının salgı zarlarının yangısıdır.
Akut Bronşitin Nedenleri
Akut bronşit çoğunlukla bakteri ya da ürünlerine bağlı olarak ortaya çıkar. Genellikle hafif aktiviteyi az kısıtlayıcı şekilde seyreder ve tamamen geçer. Akut bronşit üst solunum yollarının viral enfeksiyonlarından sonra ya da soğuk algınlığından sonra ortaya çıkar. Kronik sinüzit ve/veya allerjisi olan hastalarda da gözükür. Pnömoni, bronşitten sonra ortaya çıkabilen bir komplikasyondur.
Akut Bronşitin Belirtileri Nelerdir:
Belirtiler kişiden kişiye değişse de sıklıkla aşağıdaki belirtiler görülür.
- Burun akıntısı
- Fenalık hissi
- Titreme
- Hafif Ateş
- Kas ağrısı
- Boğaz ağrısı
- Başlangıçta kuru öksürük
- Daha sonraları balgam çıkarma
Akut Bronşit Tanısı Nasıl Koyulur?
Akut bronşit tanısı hastalığın öyküsünün alınması ve fizik muayene ile koyulur. Pnömoni veya astım gibi hastalıkları ekarte etmek için tetkikler istenebilir. Tanıyı kesinleştirmek için aşağıdaki tetkikler istenebilir.
- Akciğer grafisi
- Kan Tahlilleri
- Kandaki oksijen miktarının ölçülmesi
- Burun ve/veya boğaz salgısından kültür
- Akciğer fonksiyon testleri
- Akut Bronşitin Tedavisi:
- Akut bronşitin tedavisi aşağıdaki faktörler gözönüne alınarak doktor tarafından düzenlenmektedir.
- Hastanın yaşı, genel sağlık durumu ile tıbbi özgeçmişi
- Hastanın ilaçlara karşı toleransı
- Akut bronşitin hastada mevcut olan diğer hastalıklar üzerine olabilecek etkisi
Akut bronşit çoğunlukla virüs enfeksiyonlarına bağlı oluştuğundan, antibiyotik tedavisi genellikle gereksizdir. Kullanılan tedaviler çoğunlukla destek tedavisidir.
Bunlar :
- Ateş düşürücü, ağrı kesiciler
- Öksürük şurupları
- Sıvı alımının arttırılmasıdır.
Son Güncelleme Tarihi:
14.09.2008 14:46:00
|
|
|
Alerji
|
 |
|
 |
|
Normalde vücuda zararı dokunmayacak maddelere, bağışıklık sisteminin aşırı tepki vermesiyle allerji oluşur.
Allerji çok değişik belirtiler verebilir:
Sık görülen üşütme tablosu, hastalığın 1-2 hafta sürmesi ya da burunakıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırma, sık boğazı temizleme gibi belirtilerin her yıl aynı zamanda ortaya çıkması, burun silmek, burun çekmek, geniz temizlemek, gözlerde sulanma, ağız ve boğazda kaşıntı, karıncalanma hissi, öksürük, ötme, solunum zorluğu ve diğer solunum problemleri, açıklanamayan ishal nöbetleri, karın ağrısı ve diğer barsak
sorunları.
Nedeni nedir?
Çocuklarda, allerji etkenleriyle sık ve erken karşılaşma, allerjinin gelişmesini körükler. Allerji yapabilecek (allerjenler) maddeler; solunumyoluyla, yemekle, ilaç ya da böcek sokması yoluyla kana zerk edilerek ya da deriye temas yoluyla vücuda etki ederler. Allerjiler aileseldir.
Anne-babadan birinin alerjisi olması bebeğin alerji riskini arttırır.
Sık görülen allerjenler:
- Polen (ağaç, çimen)
- Küf
- Ev tozu akarları
- Köpek tüyü ve tükrüğü (kedi, tavşan gbi tüylü hayvanlar)
- Endüstriyel kimyasal maddeler
- Bazı besin ve ilaçlar (inek sütü, yumurta, fıstık, soya, buğday, mısır)
- Böcek sokmasıyla alınan zehirler
- Latex içeren giysiler, oyuncaklar, balonlar, çorap lastiği, vb.
Sık görülen allerjiler:
Astım
Etken: Sigara, viral enfeksiyonlar, polen, küf, ev tozu akarı, tüylü hayvanlar,soğuk hava, ani hava değişiklikleri, egzersiz ve stres.
Belirtiler: Öksürük, ötme, solunum zorulğu, aktivite ve zorlanmayla öksürük, göğüste sıkışıklık.
Saman nezlesi
Etken: Ağaçlardan gelen polen, çimen veya otlar.
Belirtiler: Burun tıkanıklığı, hapşırma, burun akıntısı, ağızdan nefes almak, burun kaşıntısı, göz altında kızarıklık, şişlik.
Besin allerjisi
Etken: Sıklıkla fıstık, yumurta, süt, fındık, soya, balık, buğday, bezelye, karides vb. deniz ürünleri.
Belirtiler: Kusma, ishal, döküntü, egzema, hırıltılı solunum.
Egzema (atopik dermatit)
Etken: Bazen besin allerjileriyle artan, bazen de allerjenler, terleme, tahriş edici maddelerle ortaya çıkan durumdur.
Belirtiler: Dirsek içlerinde, boyun ve bacak katlarında görülen kuru, kızarık, kaşıntılı döküntü. Bebeklerde; yanaklarda, kulak arkasında, bacaklarda ve uylukta.
Ürtiker
Etken: Bazı yiyecekler, viral enfeksiyonlar ve ilaçlarla (aspirin, penisilin) oluşan kırmızı halka şeklinde döküntülerdir.
Belirtiler: Etrafları daha soluk olan yuvarlak kırmızı döküntüdür. Değişik vücut kısımlarında olabilir ve yer değiştirebilirler.
Kontakt dermatit
Etken: Kozmetikler, parfüm, ev deterjanları.
Belirtiler: Kırmızı, kaşıntılı kabarıklıklara neden olabilir. Allerjenle temas halinde artar.
Allerji ilk ne zaman çıkar?
Bazı çocuklarda; bebeklikte, bazılarında da ergenlikten sonra ortaya çıkabilir. Egzemanın erken belirtileri ilk yıllarda ortaya çıkar. Astım, saman nezlesi olan çocuklarda, anaokulunda ya da ilkokul yıllarında belirti verir. Ergenlikte belirtiler azalabilir. Erişkin yıllarında da devam
edebilir.
İlaç tedavisi yararlı mı?
Allerji ve astımın tedavisinde kullanılan birçok ilaç vardır.
Antihistaminikler, dekonjestan, kortizon ve türevleri ve immunoterapi denen aşılama tedavisi doktorunuzun önerisiyle kullanılabilir. Yan etkileri konusunda doktorunuzdan bilgi almayı unutmamalısınız. Belirtiler geçmez, yan etkileri okul, uyku gibi aktiviteleri engellerse doktorunuzu arayın.
SÜT allerjisi:
Gerçek süt allerjisi %1 sıklığında görülür. Süt allerjisinden şüpheleniyorsanız, doktorunuzla konuşun, ailenizden birinin allerji hikayesi olup olmadığından bahsedin. Aşağıdaki belirtiler görüldüğünde mutlaka doktorunuza haber verin.
- Solunum zorluğu
- Morarma
- Solukluk ve halsizlik
- Başta ve boyunda şişme
- Kanlı ishal
Süt allerjisini önlemenin en iyi yolu, bebeği olabildiğince uzun süre anne sütüyle beslemektir. Anne sütü alanların, çok azında süt allerjisi gelişir. Ek gıdalara geçildiğinde, her yeni besini bir iki hafta aralarla tanıştırmalı ve allerji belirtilerine dikkat edilmelidir.
Son Güncelleme Tarihi:
14.09.2008 14:46:00
|
|
|
Alkolün Etkileri
|
 |
|
 |
|
Alkol kullanımının nörolojik komplikasyonlara yol açtığı, hippocrates zamanından bu yana literatüre konu olmuş bir gerçektir. Alkolün, beyin ve çevre sinir sistemi üzerindeki etkilerini araştıran deneysel çalışmalara ilişkin sonuçlar ise 1700'lü yıllardan günümüze dek yazıla gelmiştir.
Alkolün nörolojik komplikasyonlarının hangi mekanizma ile geliştiği tüm ayrıntıları ile bilinmemekle birlikte genetik ve çevre etmenlerinin alkolizm ile birleşerek bir rol oynadığı görüşü yaygınlık kazanmış durumdadır. Alkol kullanımına bağlı beslenme bozukluğu ve elektrolit dengesizliğinin de nörolojik komplikasyonlarının ortaya çıkmasında etkisi olmakla birlikte, (oranları ile) komplikasyonların gelişme alkol kullanım süresi ve düzeyi arasında da hala açık bir bağlantı kurulamamıştır. Deneysel çalışmalarda alkolün sinir hücresi kılıfı fonsiyonlarında yarattığı değişiklikler gösterilmekte, bu patalojik değişikliklerin düzeyi ile klinik veriler arasında da orantılı bir ilişki olmadığı görülmektedir. Kesin olan bilgi, alkolün beyin kabuğundan iskelet kasına kadar olan herhangi bir düzeyde santral ya da çevresel sinir sistemini etkileyebildiğidir. Bu etkilenim akut ya da kronik alkol kullanımı ya da alkol yoksunluğu durumunda değişik klinik gösterilerle karşımıza çıkmaktadır:
Akut alkol intoksikasyonu: Alkolik olan ve olmayan kişilerde belirtilerin ortaya çıkışını sağlayan kan konsantrasyonu değişiklik göstermekle birlikte klinik gösteriler her iki grupta da aynıdır. Erken bulgular öfori, mood değişiklikleri, sosyal orientasyon un ortadan kalkması ılımlı dengesizlik, nistagmus, konuşmada peltekleşme, kızarıklık, çarpıntı ve göz bebeklerinin genişlemesidir. Alkolün kan düzeyinin yükselmesi ile santral sinir sistemi depresyonu, koma, refleks kaybı, solunum yüzeyelleşmesi ve tansiyon düşmesi gelişir.
Alkol yoksunluğu belirtileri:
Kronik alkol kullanımının süresi ve düzeyi ile ilişkili olarak sıvı alkol alınımını izleyen saatler ve günler içinde huzursuzluk, titreme, çarpıntı, kızarıklık, refleks artışı epilepsi nöbetleri, delirium hali gelişebilir.
Kronik alkol kullanımında karşımıza çıkan SSS komplikaryonları:
Kronik alkol kullanımında gelişen sss komplikasyonlarında patalojik bulgular sinir hücresi kaybı, hücre kılıfında boğulma, meninkslerde kalınlaşma ve opaklaşma, hidrosefari ile karakterizedir. SSS'nin hangi bölgesinde yoğun ise klinik bulgular o bölgenin fonksiyon kaybı olarak karşımıza çıkar. Alkol almanın sonlandırılması, vitamin b1 desteği, elektrolit bozuklukların giderilmesi klinik ilerlemeyi durduran ve bazen de iyileşmeyi sağlayan yöntemlerdir.
Alkolik nöropati: Alkolün nörolojik komplikasyonları içinde en çok karşımıza çıkanıdır. Kol ve bacaklarda güçsüzlük, ağrı, nahoş hisler, kas krampları, uyuma ve yürümede dengesizlik, yanma hissi ile kendini gösterir. Alkol kullanımının kesilmesi ve vitamin desteği ile yakınmalarının ilerlemesi durdurulur, seyrek olarakta düzelme görülebilir.
Alkolik nekrotizan myopati: Ağır alkol kullanımını izleyen 1-2 gün içinde gelişebilen ağrılı, asimetrik ya da fokal tutulum gösteren kas zaafı ile karakterizedir. Kalp ve böbrek fonksiyonlarında da bozukluklara yol açabileceğinden acil tedavi gerektirir.
Kronik myopati: Alkolik kişilerde haftalar, aylar içinde gelişebilen her iki bacak kaslarında zaaf ile seyreden bir klinik tablodur. Alkol kullanımına son verilebilmesi ve diyetin düzenlenmesi ile aylar içinde bir düzelme sağlanabilir.
Alkol-inme ilişkisi: Hem akut alkol infeksikaryonunun hem de kronik alkol kullanımının inme riskini artırdığı bilinmektedir. Fizyoterapatolojik makenizmalar net açıklanamamış olmakla birlikte hipertansiyon, kardiyolojik aritmiler, kardiyomyopati, sigara kullanımı, trombositoz ve hiperkoagülabiliteye yol açarak inme riskini arttırdığı varsayılmaktadır.
Son Güncelleme Tarihi:
14.09.2008 14:46:00
|
|
|
Alzheimer Hastalığı
|
 |
|
 |
|
Alzheimer Hastalığı, 50 yaşından itibaren yavaş bir seyirle her iki cinste de ortaya çıkabilen genetik-ilişkili bir beyin hastalığıdır. Hastalığın en sık ortaya çıkış tarzı tekrarlayıcı bellek kusurlarıdır. Hasta adayı bu kusurların farkındadır ama önüne geçemez. Bir süre sonra bu durum yakınları tarafından farkedilir. Bu aşamada yapılan başvurularda hastalığın erken tanısı mümkündür. Erken tanı da tedavi ve ilerlemenin kontrolu için imkanları arttırır. İlerle-yen hastalıktaki bulgular üç ana grupta toplanır. Bunlar;bellek problemleri, davranış problemleri ve gündelik yaşamı idame problemleridir. Bellek problemi daha çok yakın dönem içinde öğrenilenlerin unutulması ve yeni şeylerin yeterince öğrenilememesi biçiminde ortaya çıkar.
Buna karşılık, hastaların çoğu eski olayları net biçimde hatırlıyabilirler. Davranış problemleri kendi içinde iki gruba ayrılır. Bunlar;depresif ya da ona benzeyen yakınmalar ve ajitasyon, irritasyon, paranoya gibi daha aktif davranış bozuklularıdır. Hastalarda gündelik yaşam aktiviteleri giderek etkilenir. Bunlar arasında evde anahtar unutma, yemeğin altını yakma, alışverişte yaşanan karışıklıklar ve kişisel temizlik ve hijyene özen gösterememe gibi bozukluklar vardır.
Alzheimer Hastalığı tüm dünyada en sık raslanan bunama hastalığıdır. Her Alzheimer'li bunama belirtileri gösterir ama her bunama Alzheimer Hastalığı değildir. Çünkü bunamaya neden olan ve Alzheimer'le karıştırılabilecek diğer nedenler de mevcuttur. Bunların bir bölümü tedavi imkanları Alzheimer gibi sınırlı hastalıklar olmakla birlikte bir bölümü de tedavisi mümkün durumlardır. Depresyon, tiroid hastalığı, B12 vitamin eksikliği, bazı ilaç etkileşimleri Alzheimer'e benzer tablolar yaratırlar ve bunların tedavisi mümkündür.
Alzheimer Hastalığına yol açan kromozom anormallikleri saptanmıştır. Bunlar 1,14,19 ve 21 kromozomlarla ilgilidir. Kromozom 12 ise şüphelidir. Bu kromozomlardan kaynaklanan anormal proteinler tanımlanmıştır. Bu gelişmeler sonucunda beyinde 50 yaşları gibi erken ya da 80 yaşları gibi geç yaşlarda bazı anormal gelişmeler yaşanmaya başlar. Bunlar beyin kabuğundaki hızlı erime, beyin sıvısında artma ve beyin dokusunda anormal proteinlerin yarattığı plak oluşumlarıdır.
Alzheimer Hastalığının tedavisinde son yıllarda büyük gelişmeler olmuştur. Bu tedavileri iki ana grupta toplamak mümkündür. Bunlar bellek bozukluğuna yönelik tedaviler ve davranış bozukluklarına yönelik tedavilerdir. Bellek bozukluğuna yönelik tedavilerde esas, beyinde bellek sistemiyle ilgili ana madde olan asetilkolinden daha fazla yararlanma tedavisidir. Bu konuda ülkemizde ileri ülkelerin imkanları mevcuttur. Davranış bozuklukları arasında sık görülen depresyon ve psikotik bulgular içinde durum aynıdır.
Alzheimer Hastalığının tanısında genellikle geç kalınmaktadır. Bu da tedavi imkanlarını kısıtlamaktadır. Son yıllardaki tecrübelerim erken tanı konulan hastalarda ilerleme hızının kontrol altına alınabildiğini göstermektedir. Erken tanının konulabilmesi için de sadece bellek yakınmasının olduğu aşamada doktora başvurmak ve gerekli incelemelerden geçmek gerekir. Hastalık şüphesi duyulan durumlarda önleyici tedaviye başlamak yararlıdır.
Prof.Dr.Oğuz TANRIDAĞ
Son Güncelleme Tarihi:
14.09.2008 14:46:00
|
|
|
Amerikan Hastanesi’nde Yaptırabileceğiniz Check-up Paketleri
|
 |
|
 |
- Erkek/Kadın 45 Yaş Altı Check-Up
- Erkek 45 Yaş Üstü Check-Up
- Çocuk Check-Up (14 Yaş Altı)
- Kadın 45 Yaş Üstü Check-Up
- Kardiyolojik Check-Up 'Lar
- Sigara İçenler İçin Check-Up (Kadın)
- Sigara İçenler İçin Check-Up (Erkek)
Son Güncelleme Tarihi:
14.09.2008 14:46:00
|
|
|
Amerikan Hastanesi'nde Check Up Süreciniz Nasıl Geçer?
|
 |
|
 |
|
VKV Amerikan Hastanesi'nde Check-Up Süreci
Check-Up, sabah saat 9.00'da başlayıp, saat 12.00 gibi biter. Yalnızca olağanüstü durumlarda Check-Up süreci uzayabilir.
Erken tanı amacıyla ya da Check-Up yaptırmak için V.K.V Amerikan Hastanesi'ne başvuran sağlıklı bireylerin kısıtlı zamanlarını etkin şekilde kullanabilmek ve nitelikli hizmet sunabilmek amacıyla hastane binasının bir katı tamamen Check-Up ünitesi olarak ayrılmıştır. Check-Up için daha önceden mutlaka randevu alın.
Sabah aç karnına gelen hasta ilk olarak doktoruyla görüşür. Bu aşamada kişinin şikayetleri ve diğer bilgiler detaylı bir şekilde kaydedilir ve daha sonra tepeden tırnağa tam bir fizik muayeneden geçirilir. Bunu takiben, hastanın tetkik sonuçları, tansiyon, nabız, ateş, boy, kilo gibi vital bulguları, solunum fonksiyon testleri ve doktor muayeneleri Check-Up biriminde, son derece rahat bir atmosferde gerçekleştirilir. Kan alımından hemen sonra Check-Up için gelen kişiye, yaklaşık 12 saattir aç olduğu için, kliniğimizde küçük bir kahvaltı ikram edilir.
Check-Up sonuçları, ilk muayenenin iki gün sonrasına verilecek bir kontrol randevusuyla karşılıklı olarak değerlendirilmekte, sorumlu doktor, laboratuvardan, radyoloji departmanından, EKG'yi inceleyen kardiyologdan ve diğer ilgili uzmanlardan gelecek tüm raporları inceleyip, kendi bulgularıyla birleştirerek kişiye tavsiyelerde bulunulmaktadır. Bu sonuçlarda normal dışı bulgular varsa, bunlar daha ayrıntılı yöntemler ve laboratuvar tetkikleriyle araştırılmakta ve kişinin hastanenin diğer klinik ve birimlerine yönlendirilmesi de sağlanmaktadır.
Son Güncelleme Tarihi:
14.09.2008 14:46:00
|
|
|
Antibiyotik Kullanımı
|
 |
|
 |
|
Antibiyotikler bakterilerin yol açtığı enfeksiyon hastalıklarını tedavi etmek için kullanılan ilaçlardır. Ya bakterileri öldürerek ya da çoğalmalarını durdurarak etki ederler. Tıp tarihinde mucizevi yeri olan bu ilaçların ilki penisilindir. Antibiyotikler, kulanımı en fazla istismar edilen ilaçların başında gelmektedir.
Antibiyotikler hangi durumlarda kullanılmalıdır?
Bu ilaçların uygunsuz veya gereksiz kullanımının son derece ciddi sonuçları olabilmektedir. Bunların en önemlisi olarak da bakterilerin bu ilaçlara karşı direnç geliştirmesi sorunuyla karşılaşmaktayız. Tahmin edilebileceği üzere, bu dirençli bakterilerle ortaya çıkan enfeksiyonların tedavisi de oldukça güç olmaktadır. Gerek dirençli bakterilerin ortaya çıkması, gerekse birtakım ciddi allerjik ve toksik yan etkilerinin görülebilmesi nedeniyle antibiyotikler, mutlaka bir hekimin önerisi ve kontrolüyle kullanılmalıdır. Penisilin grubu antibiyotiklerin kullanımıyla zaman zaman öldürücü olabilecek allerjik yan etkilerin ortaya çıkabileceği bilinmektedir. Bu nedenle bu ilacı ilk kez kullanacak kişilere mutlaka kullanım öncesi alerji testi yapılmalıdır. Allerjik reaksiyonların test için verilecek çok küçük dozlarda bile ortaya çıkabilmesi nedeniyle, testin gerekli acil yardım için yeterli ekipman ve sağlık ekibinin bulunduğu bir merkezde yapılması hayati önem taşımaktadır. Her ateş yükselmesi enfeksiyon anlamına gelmediği gibi, her enfeksiyonun etkeninin de bakteriler olması gerekmez. Bu nedenle, örneğin virüs denilen farklı mikroorganizmaların neden olduğu grip gibi ateşli enfeksiyonlarda antibiyotik kullamının tedavi edici bir etkisi olmayacaktır. Eğer kullandığınız ilaç yanlış seçilmişse doğal olarak hastalıkta herhangi bir iyileşme de görülmeyecektir.
Antibiyotiklerin yan etkileri var mıdır?
Antibiyotikler her ne kadar mucize ilaçlar olsalar da her ilaç gibi yan etkileri ortaya çıkabilmektedir. Bu yan etkiler ağır alerjik reaksiyonlardan, karaciğer veya böbrek toksisitesine kadar farklı şekillerde görülebilir. Doktorlar, bu yan etkiler konusunda mutlaka bilgi vermeli, hastalar da soru sormaktan kaçınmamalıdır. Ayrıca her ilacın bir diğeriyle etkileşme ihtimali olduğu için - bu etkileşme yan etkilerin ortaya çıkması veya ilacın etkisinin artması ya da azalması şeklinde olabilir- hasta kullanmakta olduğu başka bir ilaç varsa bu konuda doktorunu bilgilendirmelidir. Antibiyotiklerin vücuttan atılımı çok büyük oranda karaciğer veya böbrek “yolu iledir”. Bu nedenle, karaciğer veya böbrek hastalarında bazı antibiyotikler kulanılamaz veya olağan dozlarda değişiklik yapmak gerekir. Aksi halde, var olan hastalığın ağırlaşması veya ilacın yan etkilerinde artma gibi istenmeyen durumlar ortaya çıkabilir. Sonuç olarak, antibiyotiklerin mutlak olarak bir hekim önerisiyle ve kontrollü olarak kullanılması gerekir. Aksi taktirde, antibiyotiklerin basit bir ağrı kesici gibi eczanelerden alınıp, kontrolsüz kullanıldığı ülkemizde dirençli bakterilerle ortaya çıkan enfeksiyonlar giderek artacak, tedavileri de giderek daha güç ve pahalı olacaktır.
Son Güncelleme Tarihi:
14.09.2008 14:46:00
|
|
|
Astım
|
 |
|
 |
|
Astım Nedir?
Astım bronşların kronik yangısal bir hastalığıdır. Bu kronik enflamasyon sonucunda insanlarda tekrarlayan öksürük nöbetleri, hırıltılı solunum, nefes almada zorluk ortaya çıkar. Bronşlar çeşitli allerjenlere, kimyasallara, sigara dumanına, soğuk havaya ve egzersize duyarlı hale gelirler. Bu uyaranlar ile karşılaştıklarında bronşlarda ödem, kasılma ve salgı oluşması meydana gelir. Ortaya çıkan solunum sıkıntısı ya kendiliğinden ya da ilaçlarla kaybolur.
Astım tedavisi uygun şekilde planlandığı ve kullanıldığı zaman bu yangı azalır; yakınmalar ve astıma bağlı problemlerin çoğu kaybolur.
Astım Ne Zaman Düşünülmeli?
- Göğüste tekrarlayan hırıltı.
- Özellikle sabaha karşı veya sabah ortaya çıkan kuru, inatçı öksürük,
- Gece öksürük veya nefes darlığı ile uyanma,
- Merdiven çıkma, hızlı yürüme, koşma gibi eforlardan sonra öksürük ya da hırılltılı solunum,
- Bazı mevsimlerde ortaya çıkan nefes darlığı,
- Allerji yapan maddeler ve/veya kimyasal irritanlar ile karşılaşıldığında ortaya çıkan öksürük, hırıltı solunum veya nefes darlığı,
- Sık "göğüse inen" nezle olunduğunda astım olasılığı akla getirilip, doktora başvurulmalıdır.
Astım Niçin Tetkik Edilmeli?
Astıma yönelik tetkikler kriz anında veya krizi izleyen günlerde yapılmamalıdır.Bu tetkikler, kişinin iyi olduğu dönemlerde yapılmalıdır. Bu tetkikler sonucunda üç soruya yanıt verilmelidir:
Gerçekten Astım mı?
Bronş darlığının ilaçlar ile ne derece düzeldiğinin saptanması: Nefes açıcı ilaç öncesi ve sonrası solunum foksiyon testi yapılarak belirlenir.
Bronşlarda, krizler arasında darlık oluyor mu?
Bronş akım hızlarının ölçülmesi: Tepe Akım Hızı'nın bir cihaz ile ölçülmesi
Ortaya çıkartan faktörler neler?
Bu faktörlerin belirlenmesi
Astımı Ortaya Çıkaran Faktörler Nelerdir?
Çevresel Faktörler:
Dış çevre: Polenler, hava kirliliği
İç Çevre:
- Ev içindeki hayvanlar, kimyasal maddeler.
- İşteki kimyasal maddeler, buharlar.
Kriz Başlatan Faktörler:
Allerji: Allerjinin belirlenmesindeki ilk adım, hastanın iyi sorgulanmasıdır. Yakınmaların mevsimler ile ilgisi, evcil hayvan varlığı, rutubet, ev tozu akarları (halı,yün veya pamuk yatak, yorgan), mesleki etkenlerin belirlenmesi önemlidir. Ayrıca kişide saman nezlesi, cilt allerjileri, besin allerjisi olması, ailesinde allerji, astım öyküsü olması önem taşır.
İkinci adım, allerji cilt testleri ile etken maddelerin saptanmasıdır. Bu testler uzman doktor tarafından uygulanmalı ve yorumlanmalıdır. Ev tozu akarları, ağaç polenleri, ot polenleri, küf mantarları, evcil hayvanlar standart olarak test edilmektedir. Daha sonra allerji düzeyini belirlemek amacı ile detaylı kan tetkikleri yapılır.
Egzersiz: Egzersiz astımı bir efor yapıldıktan sonraki dakikalarda ortaya çıkar, öksürük ve hırıltılı solunum ile kendini belli eder. Özellikle gençlerde hızlı yürüme, koşma sonucunda ortaya çıkar. Egrezsiz öncesi nefes açıcı ilaç alımı ile önlenir.
Enfeksiyonlar: Üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında astım atakları gelişebilir. Özellikle viral enfeksiyonlar bu ataklardan sorumludur.
Sinüzit: Astımlı hastalarda sinüs hastalıkları görülür. Sıklıkla bakterilerin neden olduğu sinüzit saptanır.
Aspirin: Değişik bir astım türü aspirin grubu ilaçlar ile tetiklenen ve burun da polipler ile birlikte görünen, SAMTER SENDROMU denen astımdır. Bu grup hastalara aspirin ve non-steroid antienflamatuar ilaçlar yasaklanmalı, burun polipleri ameliyat edilmelidir.
Mide Asidi: Mideden başlayıp göğüse doğru çıkan şiddetli yanma ve ağrı mide asidinin yemek ve nefes borusuna kaçtığının göstergesidir. Özellikle yemeklerden sonra ortaya çıkar, yatar pozisyonda ve öne doğru eğilince artar; bazen öksürük ve hırıltı solunuma neden olur. Bu duruma reflü denilir ve astımı tetikleyen etkenlerdendir.
Meslek: Astımların %5-10'u mesleki astımdır. Özellikle otomobil boyacıları, kimyasal madde kullanılan laboratuvarlarda çalışanlar, kuaförler de görülür.
Hava kirliliği: Hava kirliliğinin yoğun olduğu bölgelerde öksürük ve hırıltılı solunum daha sık görülür. Astım hastalığının ortaya çıkması sıklaşır.
İrritan Maddeler: Böcek ilaçları, solvanlar, boya spreyleri, amonyak veya klorhidrik asid buharı astım krizi ortaya çıkartır.
Rutubet: Ev tozu akarları ve küf mantarları rutubetli ortamlarda sık görüldüğünden, allerjik astım oluşmasında rutubetin rolü büyüktür.
Psikolojik Faktörler: Heyecan, sıkıntı gibi durumlarda hastaların yakınmalarında ve özellikle nefes darlığında artış olur.
Astım Tedavisi
Astım hastasının normal yaşantısını sürdürmesi gerekmektedir. Gece yakınmalarının olmaması, olabildiğince az sayıda astım krizi veya atağı ortaya çıkması, acil olarak hastaneye başvurmamak, atak halinde nefes açıcı ilave ilaç kullanımına ihtiyaç olmaması,, fizik aktivitelenin sınırlanmaması, solunum fonksiyonlarının olabildiğince normalleştirilmesi , ilaçların yan etkilerinin olmaması ancak uygun bir idame tedavisi ile mümkündür.
İdame tedavisinde öncelikli olarak solunum yolu ile alınan sprey veya toz halinde uzun etkili bronş açıcılar ve kortizon kullanılmaktadır. Bu ilaçlar hamilelerde de kullanılabilir. Belirli hasta gruplarında, standart allerjen ekstreleri, uzman doktor tarafından uygulanan aşılar da kullanılabilir. Önemli olan astım ile birlikte yaşamayı öğrenmektir.
Son Güncelleme Tarihi:
14.09.2008 14:46:00
|
|
|
Ateş
|
 |
|
 |
|
Çocuğunuz, size her zaman alıştığızdan daha sıcak geliyorsa, ısısını ölçerek tam bir ölçüm yapmanız gerekir. Genellikle ateş olarak kabul edilen, derece 38 C'nin üzerindeki değerlerdir. Çocuğunuza dokunduğunuzda, cildinin size sıcak gelmesi, her zaman onun ateşi olduğunu göstermez.
Kulaktan mı? Dil altından mı? Popodan mı? Koltuk altından mı?
Bu dört yer de, kabul edilir ateş ölçme noktalarıdır. Koltuk altı ölçümleri diğer ölçümlere göre 0.5 derece daha düşüktür. 2 - 2,5 yaşından küçük çocuklarda dil altından ölçüm yapmak, teknik olarak biraz zordur. Civalı cam derece kullanmayınız. Elektronik derecelerin ölçüm süresi 3-4 dakikadır. Kulak dereceleri saniyeler içinde güvenilir ölçümler yapabilmektedir. Ancak ucunun bebeğinizin kulak kanalına iyi oturduğundan emin olmanız gerekir.
Mutlaka, rahat kullanabileceğiniz bir dereceniz olmalı. Bu derece ile, çocuğunuz ateşli değilken birkaç sefer ölçüm yapmalısınız.
Kaç derece yüksektir?
Her seviyedeki ateş tehlikeli sayılmaz. Kabul edilen ateş sınırları şöyledir:
Ateşsiz: 34,4 - 37,9 Ateşli: 38,0 - 39,9 Yüksek ateşli: 40,0 ve yukarısı
Üç aydan ufak bebeğiniz ateşlenirse:
Yenidoğan dönemindeki bebeklerde enfeksiyonla savaşma yeteneği kısıtlı olduğundan ciddi enfeksiyonlar gelişebilir. Bebeğin ateşi 38' in üzerine çıkarsa, acilen doktorunuzu arayın. Doktorunuza danışmadan bebeğinize ilaç vermeyin. Çocuğunuzu tam teşekküllü bir hastanenin acil bölümüne de götürebilirsiniz.
Üç aydan daha büyük çoçuklar için:
Ateş, vücudun enfeksiyonlarla savaşma yöntemlerinden biridir. Çocuğunuzun her ateşi çıktığında, doktoru görmenizi gerektirecek bir durum olmayabilir. Dikkatli olmak koşuluyla, kendi başınıza da çocuğunuzun ateşini kontrol altına alabilirsiniz.
Aşağıdaki durumlarda doktorunuzu acilen arayınız:
- Eğer çocuğunuzun ateşi 40,0 derece ve yukarısı ise.
- Eğer çocuğunuz çok hastaysa veya açıklayamadığınız hastalık belirtileri taşıyorsa.
- Eğer çocuğunuz bir şey içmek istemiyor, durmadan ağlıyor veya çok halsiz görünüyorsa.
- Eğer çocuğunuz ateşli havale geçiriyorsa. Ateşli havale, genelde çocuğunuzun ateşi normalden çok yüksek ise görülür. Havale anında çocuğunuzun elleri ve ayakları şiddetli bir şekilde sallanmaya başlar ve gözleri arkaya doğru kayabilir. Ateşli havale genellikle 1-5 dakika sürer. Çocuğunuzun elinin veya kolunun birkaç kere sallanması, onun havale geçirdiği anlamına gelmez.
Aşağıdaki koşullarda doktorunuzu arayınız :
Eğer orta dereceli ateş (38,0 - 39,9) 24 saatten daha uzun sürerse ve ateşten başka burun akıntısı veya öksürük gibi başka hastalık belirtileri yoksa. (Bu durumda ateşin nereden kaynaklandığını bulmak gerekebilir.)
Eğer ateşi orta derecede, 48 saatten (2 tam gece ve gündüz) daha uzun sürer ve ateş düşürücü ilaçlarla bile düşmezse.
Ateşi nasıl düşürebilirsiniz ?
Hatırlayacağınız gibi, eğer çocuğunuz üç aydan daha küçükse hemen doktorunuza başvurmanız gerekir. Ancak bu arada bebeğin üzerini açarak bekleyin ve 15 dakika sonra tekrar ateşini kontrol edin.
Eğer çocuğunuz üç aydan büyükse aşağıda verilen bilgileri okuyunuz :
- Çocuğunuzun üstünü açın: Çocuğunuzun ateşi çıkarken titremesi son derece normaldir. "Üşüttüğü için ateşi çıktı" diye üzerini örtmeyin. Kalın giysiler, vücut sıcaklığını dışarı geçirmeyerek çocuğunuzun ateşinin daha da yükselmesine neden olur. Eğer çocuğunuz titriyorsa, onu bir çarşaf veya ince bir havluya sarın.
- Ilık Duş: Üzerini açmanıza rağmen çocuğunuzun ateşi 39 derecenin üzerine çıkıyorsa hemen doktorunuzu arayın. Bu arada ısıyı hızla düşürmenin bir yolu da, ılık duşa sokmak veya ılık ıslak havlu ile kompres yapmaktır. Çocuğunuza ılık duş yaptırırken aşağıdaki talimatları uygulamaya özen gösterin.
Küveti ılık su ile doldurun.
- Çocuğunuzu 15 dakika suyun içinde oturtun. Arkaya doğru yatmasına izin vermeyin. Suyu çocuğunuzun kafasından aşağı dökmeyin.
- Bir süngeri ıslatarak, onu çocuğunuzun vücudunun etrafında gezdirin.
- Büyük bir havluyu ılık su ile ıslatıp tüm vücudunu havluya sarın. Sadece eklem yerlerine ılık su ile kompres yapmak yetersiz kalır.
- Kesinlikle alkollü kompreslerle, ateşi düşürmeye çalışmayın.
- Çocuğunuz titremeye başladığı zaman, onu küvetten çıkarın ve bir havlu veya ince bir çarşafa sarın.
- İlaç Tedavisi: Lütfen ilaç tedavisi için doktorunuzu arayınız.
Son Güncelleme Tarihi:
14.09.2008 14:46:00
|
|
|
Baş - Boyun Kanserleri
|
 |
|
 |
|
Baş boyun kanserleri tüm kanserlerin yüzde 5-7'sini oluştururlar. Baş boyun kanserlerinin yaklaşık yüzde 25'ini de gırtlak kanserleri oluşturur. Bunu dil kanseri yüzde13, dudak kanseri yüzde 11, yemek borusu kanseri yüzde 10 oranları ile izler. Bu kanserlerin teşhisi erken dönemde koyulduğu takdirde çoğunu tedavi etmek mümkündür. Ne şans ki, çoğu baş boyun kanser türü erkenden belirti verirler. Unutmayalım ki, baş boyun kanserlerinde erken teşhis başarılı tedaviyi de beraberinde getirir.
Baş-boyun kanserlerinin belirtileri nelerdir?
Baş boyunda başlayan kanserler genellikle vücudun başka bir yerine sıçramadan lenf düğümlerine sıçrarlar. Boyunda iki haftadan fazla duran bir şişlik varsa vakit geçirmeden doktorunuza görünün. Tabii ki, tüm yumrular kanser değildir. Ama boyundaki bir yumru; ağız, göğüs, gırtlak, tiroid, lenfoma ya da kan kanserinin ilk belirtisi olabilir. Bu tip yumrular ağrısız ve büyümeye yatkındırlar. Kitlenin belirdiği zamandan bu yana geçen sürede boyutunda ve görünümünde ortaya çıkan değişiklikler, kitlenin büyüme hızı, kıvamındaki değişiklikler ve kullanılan antibiyotik tedavisine verdiği cevap önemlidir. Ayrıca bu değişikliklerle birlikte koku alma bozukluğu, burun tıkanıklığı, yutma güçlüğü, burun kanaması, boğaz ağrısı, kan tükürmek, kulak ağrısı gibi bulgular önem kazanmaktadır. Gırtlaktaki çoğu kanser seste değişikliğe neden olur. Seste üç haftadan uzun süren kısıklık, boğukluk veya başka bir değişiklik olursa doktorunuza başvurun. Ağız veya dildeki bir çok kanser türü iyileşmeyen bir ağrı ve şişmeye yol açar. Bu değişiklikler genelde ağrısızdır, ancak iltihaplanırsa ağrı oluşabilir. Boyundaki bir yumruya eşlik eden ülser veya şişme varsa dikkatli olunması gerekmektedir. Kan tükürmek, kanser dışında bir nedenle olabilir. Ama burun, ağız, göğüs ve akciğer kanserleri kanamaya neden olabilmektedir. Tükürük veya balgamda bir kaç günden fazla süren kan olması durumunda doktora müraacat etmek gerekmektedir. Göğüs ve yemek borusu kanserleri yutmada zorluk yaratabilirler. Genelde katı yiyeceklerde kendini gösterirler.
Saydığımız tüm bu belirtiler kanser olmadan da ortaya çıkabilir. Ama ne olursa olsun eğer bu belirtiler oluşursa doktorunuza görünmenizde yarar vardır.
Eğer erken fark edilirse, baş boyun kanserlerinin çoğu kolayca tedavi edilebilir.
Baş boyun kanserindeki kitlenin kötü olması olasılığını arttıran faktörler şunlardır:
- Hastanın 40 yaşın üzerinde olması
- Fazla sigara kullanımı
- Fazla alkol kullanımı
- Kitlenin ağrısız olması
- Solunum yollarında tıkayıcı belirtiler
- Üç haftadan uzun süren ses kısıklığı
- Üç haftadan uzun süren boğaz ağrısı,yutkunma ile kulağa yansıyan ağrı
- İyileşmeyen yaralar
- Radyasyona maruz kalma
- Baş boyun bölgesinde daha önce oluşmuş bir kanser durumu.
Kanserlerin en sık görüldüğü yaş grubu 50-60 yaşlar arasıdır. Bir boyun kitlesi bir çocukta büyük çoğunlukla iyi huylu iken, erişkinde ise yine büyük çoğunlukla kötü huylu çıkmaktadır.
Son Güncelleme Tarihi:
14.09.2008 14:46:00
|
|
|
Bebeğim Normal Duyuyor mu?
|
 |
|
 |
|
Son yıllara kadar çocuklarda işitme kayıplarının olup olmadığı ve ne derecede işittiği ile bilgiler, özellikle çocuk belirgin cevaplar verme yaşına gelene kadar elde edilemezdi. Bu yüzden | | | | | | | | | | | |